Reklam
Reklam
Reklam
Yasin Köse

Yasin Köse

yasinkosse@outlook.com

Bir 'Dizi' toplumsal cinsiyet

03 Aralık 2020 - 10:16


Televizyon, ilk zamanlarından beri toplumumuzca fazla benimsenen bir kitle iletişim aracı olmuştur. Radyonun görüntülü hali olarak hayatımıza giren tek kanallı dönemlerden günümüze kadar televizyonun kendisinin de büyük bir dönüşüm geçirdiğini söylersek yanlış olmaz. Bugün başlı başına bir sektör olarak kabul ettiğimiz televizyon, medyanın ve reklam sektörünün de önemli bir ayağını oluşturmaktadır. Türkiye'de 90'ların başından itibaren özel kanalların ardı ardına açılmasıyla alternatif içerikler üretilmekte ve seyir oranını arttırmak adına popüler kültürün her ögesinden ayrı ayrı faydalanılmaktadır. Aynı zamanda televizyonun izleyicisinin bol olduğu toplumlarda dönüştürücü ve yön verici bir etkisi olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Topluma yön verme ve etkileme bakımından en önemli yerlerinden bir tanesi hiç kuşkusuz televizyon dizileri almaktadır. Türk dizileri, 1980'lerden itibaren yavaş yavaş hayatımıza girerken, özel kanallarla birlikte (özellikle 90'larda) alternatifi artmış ama baskın olarak dönemin arabesk kültürünün yansıması olan senaryo ve oyuncularla seyircinin karşısına çıkmıştır. 2000'lerden itibaren profesyonelleşmenin ve büyük bütçelerin konuşulduğu bir pazar haline gelirken bugün ise Türk dizileri, Amerikan dizilerinden sonra dünyada en çok izlenen ve talep görülen dizilerdir.  Ortadoğu, Balkanlar, Doğu Avrupa ve Latin Amerika ülkelerinde dublajlı veya altyazılı biçimde yayınlanmakta ve birçok ülkede reyting rekorları kırmaktadır. Böylesine büyük bir pazarın hiç kuşkusuz ülkenin turizmine ve tanıtımına da katkısı büyüktür.


Peki, bu kadar rağbet gösterilen Türk dizilerinde verilen mesajlar ne derece doğru? Özellikle kadına şiddet vakalarının oldukça fazla olduğu toplumuzda Türk dizilerinin etkisi yok mudur dersiniz? Sundukları toplumsal cinsiyet rolleriyle mevcut ataerkiyi beslemediklerini söyleyebilir miyiz? Özellikle ergenlik dönemindeki gençler üzerinde etkisinin büyük olduğunu bildiğimiz bu 'haftalık filmler' (zira bölüm süreleri 2 saati geçebilmekte) için nasıl bir bilinç oluşturulmalı? Öncelikle size birtakım veriler sunmak istiyorum: 2018 yılında TUSIAD bünyesinde gerçekleştirilen "Televizyon Dizilerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" projesinin tanıtım toplantısı yapıldı. Toplantıda yine proje kapsamında yürütülen "Televizyon Dizilerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Araştırması'nın sonuçları da sunuldu. Bu araştırma, "dizilerde kadın karakterlerin yüzde 80 oranında iş dışı mekanlarda bulunduğu, ev işi içerikli sahnelerin yüzde 92'sinin kadın karakterler için, iş içerikli söz ve eylemlerin yüzde 82'sinin erkek karakterler için yazıldığına dikkat çekildi.” “Genç kadın” karakter sayısının, erkek karakterlere oranla 2,5 kat daha fazla olduğunu gösteren araştırma bulguları, “kadın gibi” olmanın, kadınlar için dahi yüzde 62 oranında aşağılama ifadesi olarak kullanıldığı, ağlama ve hüzün içeren sahnelerinse yüzde 73 gibi bir çoğunlukla kadınlar için şiddet ve tehdit içeren sahnelerin yüzde 79'ununsa erkekler için yazıldığını ortaya koydu."  Bu çalışma bizlere toplumsal cinsiyetin dizilerde de etkin durumda olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Kadınların iş hayatında yer alması, üretim süreçlerinde aktif rol alması mevcut toplumsal cinsiyet algılarını yıkmak için önemli bir basamak. Geleneksel olarak kadını eve hapseden, ancak zorunlu olduğu durumlarda çalış(tırıl)masını uygun gören bir ekran sunumu ve bunun sıradan hale getirilmesi toplumsal zihne yapılabilecek en büyük kötülüklerdendir. Burada bir noktanın altını çizme gereği duyuyorum. Kadın eğer durumu müsaitse ve kendisi uygun görüyorsa çalışmaması da kabul edilebilirdir. Ancak burada anlatmak istediğim kadının çalışması veya çalışmaması durumunun kararını dahi kendi iradesinin dışında gerçekleşen bir ataerk yapının vermesidir.

Öte yandan 2000'lerden itibaren yükselen ve maalesef büyük talep gören 'töre' ve 'mafya' dizilerinin ise tam anlamıyla bir facia olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Geneli Güneydoğu'da çekilen töre dizileri, kadının hep alınıp satılması dövülmesi veya ölümle tehdit edilmesi yaşamını edilgen bir konuma koyarken, erkek ise elinden silahı eksik olmayan, sürekli şiddet yanlısı ve öyle olmak zorundaymış gibi gösterilen bir etken konumun daimi sahibidir. Sadece kadın için değil erkeğe de ağır toplumsal roller veren (bazen bunun altında ezen) bu yapının iki cinsiyeti de mağdur ettiğini artık kabullenmeliyiz. Toplumsal cinsiyet, hem erkeğe hem de kadına roller yüklemekle birlikte ataerkil sistemin ve eril iktidarın da tutunduğu daldır. Bu kapsamda iki cinsiyetin de mağduriyetini gözlemliyorum. Zira ataerkil yapının erkekler içinde çok avantajlı bir durum olduğunu düşünmüyorum. Kadın hep arka planda kalan ve ezilen durumdayken erkek hep aktif, hep iktidar ve sorumluluk sahibi dolayısıyla güçlü olması gereken, buna zorunlu olduğu hissettirilen konumdadır. Mesela kadına şiddet için farkındalık yaratma iddiasıyla ekrana gelen bir dizide (Sen Anlat Karadeniz) baskıyla alıkonmuş ve şiddete uğrayan bir kadının kurtuluşunun yine başka bir erkekte olduğu gösteriliyor. Şiddet uygulayan tarafa karşı mücadele biçimi ise sözüm ona ideal erkeğin kadına sahip çıkması ve kadın için şiddet uygulayan erkeğe karşı şiddet olarak sunuluyor. Çocukların severek izlediği başka bir dizide (Yeni Gelin) sözüm ona üç tane eşi olan bir 'ağa' resmi nikâhı hangisiyle gerçekleştireceğine karar vermek için üç kadın arasında yarış başlatıyor. Kadınların ağanın “nikâhına girmek için” farklı kulvarlarda birbirleriyle yarışa girmesi ise komedi unsuru olarak sunuluyor. Çokeşliliği normalleştirmenin de ötesinde komedi ile harmanlamanın kabul edilir bir tarafı yoktur. Maalesef bu sahneleri çocukların kahkaha atarak izlediğine bizzat şahit oldum. Henüz yeni yayınlanan ve oldukça fazla reyting alan bir başka dizi de ise (Sefirin kızı) baş kadın karakterimiz manevi abisi tarafından tecavüze uğruyor. Sevdiği adamla evlendiği gün 'bakire' olmadığı anlaşılarak kapının önüne konuluyor. 

Kırmızı kurdele, namus, bekâret gibi kelimelerin kol gezdiği bu dizi ise en son reytinglerde birinciydi. Bunların dışında bir de bana göre kadınların hep simgesel bir zaferle taçlandırıldığı 'romantik' dizilerimiz de mevcut. Baş kadın karakter etrafında gerçekleşen olay örgüsü ve tüm erkeklerin baş kadın karakterimize aşık olması gibi ütopik duygu durumları barındırsa da bu dizilerde gizli bir kadın iktidarı söz konusudur. Yalnız buradaki sorun ise erkeğe yüklenen zengin, yakışıklı, güçlü ve karakter sahibi olma gibi özelliklerin gündelik hayatın olağan akışından uzak olacak şekilde betimlenmesidir. Romantik dizilerimizin genelinde var olan bu durum, erkeği belirli kalıplar içine koymayı adeta sıradanlaştırmıştır.

Örnekleri dilediğimiz kadar çoğaltmak mümkün. Tüm bu sunumların 'gerçek hayattan kesitler' olarak savunulması ise oldukça tartışmaya açık bir konudur. Nispeten doğruluğunu kabul etsem de her kanalın her gece için bir dizisi olduğunu ve bunların her birinde bu tarz toplumsal cinsiyet sunumlarının gerçekleştirildiğini düşünürsek bulunduğumuz durumun normalleşmesinin hız kazanması gayet olağan gibi durmaktadır. Bu şartlar altında bu dizilere herhangi bir yasal yaptırımı da beklemek fazla hayalcilik olur. 

Ancak seyirci olarak bizler bilinçli davranabiliriz. Hatta bunu yapmak zorundayız. Televizyonun önemli bir parçası olan bu dizileri ince eleyip sık dokumayı bilmeli, tehlikeli ögeleri çocukların zihinlerinden korumaya dikkat etmeliyiz. Verilen mesajları analiz edip yeri geldiğinde kendimizi ve ailemizi tehlikeli 'normalleştirme'lerden sakınabilmeliyiz. Aksi takdirde arz-talep dengesine dayalı olarak sayıları, türlerine göre artan veya azalabilen bu yapımlar uzun yıllar boyunca hayatımızda yer edinecektir. Mevvut yapı, toplumsal olarak elde ettiğimiz ve edeceğimiz kazanımları da tekrar dönüştürüp belki de eskisinden daha adaletsiz bir forma bürüyecektir.

Kaynakça:
İnceoğlu, İ., & Akçalı, E. (2018). Televizyon dizilerinde toplumsal cinsiyet eşitliği araştırması. TÜSİAD Televizyon Dizilerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi. TUSİAD.
TRT Haber. (2020, 29 05). Türk dizileri dünyada ikinci. TRT Haber: https://www.trthaber.com/haber/kultur-sanat/turk-dizileri-dunyada-ikinci-248118.html adresinden alındı

YORUMLAR

  • 0 Yorum