Kötü SON Mu?
Reklam
Reklam
Ahmet Doğan

Ahmet Doğan

Sorgulama

Kötü SON Mu?

15 Mayıs 2019 - 09:13

Ada­let ve Kal­kın­ma Par­ti­si’nin, ku­ru­lu­şun­dan, ik­ti­da­ra gel­me­sin­den, ik­ti­dar­da­ki de­ği­şim­den bu yana ya­şa­dı­ğı se­rü­ve­ni çok tar­tı­şı­la­bi­lir ama sonu tar­tış­ma­sız çok kötü geldi. Dos­tu­muz da, düş­ma­nı­mız da olsa, Allah, hiç­bir si­ya­si parti, ide­olo­ji, görüş veya “dava”nın des­tek­çi­le­ri­ne böyle gün­ler gös­ter­me­sin.

“Hele dur ba­ka­lım, daha ‘son’dan bah­set­mek için çok erken değil mi?” di­yen­ler çı­ka­bi­lir, ama erken değil, hatta geç bile ka­lın­dı. İstan­bul’da ye­ni­le­nen se­çim­ler­de alı­na­cak oy oranı hak­kın­da za­man­sız bir tah­min­de bu­lun­mu­yo­rum, mev­cut du­rum­dan bah­se­di­yo­rum. Artık iyice belli oldu ki, Ada­let ve Kal­kın­ma Par­ti­si için seçim so­nuç­la­rı­nın bile önemi yok, ka­za­nan ken­di­si de­ğil­se her yola baş­vu­ra­bi­lir; hak, hukuk, man­tık ta­nı­ma­ya­bi­lir. Böy­le­si bir durum, bı­ra­kın de­mok­ra­si­yi, hak­tan, hu­kuk­tan, si­ya­si ah­lak­tan tü­müy­le ba­ğı­nı ko­par­ma­yı içine sin­di­re­me­yen­ler için çok hazin bir son­dur. Sin­di­ren­ler, ayrı bir mevzu, onlar artık kötü bir se­nar­yo­nun isim­le­ri zik­ret­me­ye değ­me­yecek fi­gü­ran­la­rı veya ki­şi­lik in­ti­ha­rı va­ka­la­rı, ta­ri­he böyle ge­çe­cek­ler­dir.
As­lın­da pek de bek­len­me­dik bir olay de­ğil­di ve zaten ilk kez ol­mu­yor; 7 Ha­zi­ran 2015 Genel Se­çim­le­ri ar­dın­dan da, başka ge­rek­çe­ler­le de olsa, aynı se­bep­ler­le, Kasım ayın­da se­çim­le­ri ye­ni­le­me ka­ra­rı alın­mış­tı. Sözde de olsa, yü­rü­tü­len ko­alis­yon gö­rüş­me­le­ri­ne karşı, “bu sı­ra­dan bir parti değil, dava par­ti­si, ko­alis­yon ya­pa­maz” de­di­ler. “Dava”sı nedir ne de­ğil­dir ayrı bir konu, ama “sı­ra­dan bir parti” ol­ma­dı­ğı­nı biz de bi­li­yo­ruz, çünkü sı­ra­dan de­mok­ra­tik par­ti­ler bu şe­kil­de ik­ti­da­ra ki­lit­le­ne­mez, ül­ke­nin ge­le­ce­ği­ni kendi ge­le­cek­le­ri ile öz­deş­leş­tir­mez, kendi dı­şın­da­ki­le­ri, hain, düş­man, te­rö­rist ilan ede­mez. Böy­le­si, ancak ih­ti­lal son­ra­sı ku­ru­lan tek parti re­jim­le­rin­de olur, öy­le­si re­jim­ler­de de, hak, öz­gür­lük, hukuk diye bir şey olmaz.
Ada­let ve Kal­kın­ma Par­ti­si, de­mok­ra­tik sis­tem içe­ri­sin­de bir parti ola­rak ku­ru­lup ik­ti­dar oldu, fakat sonra işler de­ğiş­ti, ve en so­nun­da bir nevi rejim de­ği­şik­li­ği ger­çek­leş­tir­di, yo­lu­na fiili ola­rak tek parti dev­le­ti ola­rak devam et­me­ye baş­la­dı. Zaten bütün sorun da bu nok­ta­da or­ta­ya çı­kı­yor, yeni rejim man­tı­ğı ile ha­re­ket edi­li­yor, ama or­ta­da açık­tan açığa bir ih­ti­lal ol­ma­dı­ğı için, eski re­ji­min un­sur­la­rı tü­müy­le or­ta­dan kal­dı­rı­la­mı­yor. Mu­ha­le­fet yap­mak ne­re­dey­se yasak, ama mu­ha­le­fet par­ti­le­ri henüz ka­pa­tıl­mış de­ğil­ler, seçim so­nuç­la­rı be­ğe­nil­mez­se kabul edil­mi­yor ama se­çim­ler tü­müy­le iptal edil­miş de değil. Mu­ha­le­fet par­ti­le­ri seçim ba­şa­rı­sı gös­te­re­me­di­ği sü­re­ce, tablo bu denli net gö­rün­me­ye­bi­li­yor­du, ama son yerel se­çim­ler ilk kez du­ru­mu de­ğiş­tir­di. Artık oyunu daha açık oy­na­mak icap etti. Ama yine de, açık­ça “De­mok­ra­si­ye falan inan­mı­yo­ruz, bun­la­rın hepsi Batı’nın hi­le­le­ri, ik­ti­da­ra gel­mek için bu araç­la­rı kul­lan­dık, şimdi hak da bizim de­di­ği­miz, hukuk da bizim yap­tı­ğı­mız, dev­let biziz, bize itaat edeni ya­şa­tır, di­ğer­le­ri­ni ya­şat­ma­yız” di­ye­mi­yor­lar. Çünkü o kadar da uzun boylu değil, hala lafta da olsa de­mok­ra­si­den, hu­kuk­tan, ba­ğım­sız ku­rum­lar­dan söz edi­yor­lar­sa, zo­run­da kal­dık­la­rı için­dir. Çünkü bu­ra­sı, so­nu­na kadar “asa­rım, ke­se­rim” ile idare edi­lecek bir ülke değil, yerel seçim so­nuç­la­rı da bu ger­çe­ğe işa­ret edi­yor.

Tam da bu ne­den­le, Ada­let ve Kal­kın­ma Parti ma­ce­ra­sı­nın sonu kötü geldi, güç­lü­nün haklı ol­du­ğu bir ülke ya­rat­mak­tan go­cun­ma­dı­lar, onun da sonu geldi, artık güç­lü­nün gü­lünç ol­du­ğu devir baş­la­dı. Yoksa en et­li­ye süt­lü­ye ka­rış­ma­yan­lar, en kar-za­rar he­sap­çı­la­rı, hatta utan­ma bil­mez des­tek­çi­le­ri bile, önce birer birer ve son YSK ka­ra­rın­dan sonra toplu halde yan çiz­me­ye baş­la­maz­dı. İşin acısı, bu ki­şi­le­rin bu nok­ta­ya gel­me­si­nin ne­de­ni­nin so­nun­da vic­dan­la­rı­nın se­si­ne kulak ver­me­le­ri ol­du­ğu­nu san­mı­yo­rum, ge­mi­nin su al­ma­ya baş­la­ma­sı­dır. Bu acı bir te­cel­li­dir; de­mok­ra­si­den, hak­tan hu­kuk­tan vaz­geç­ti­ği­niz zaman dahi, hala kor­ku­la­rı veya çı­kar­la­rı uğ­ru­na ya­nı­nız­da ka­lan­lar veya hiç ol­maz­sa ses çı­kar­ma­yan­lar, işler ters git­me­ye baş­la­yın­ca yavaş yavaş sı­vı­şır­lar. Tüm oto­ri­ter ik­ti­dar­lar bunu bilir, o ne­den­le ik­ti­dar­la­rı­na toz kon­ma­sı­na dahi izin ver­mez­ler, bu yüz­den, işler daha da kö­tü­ye gi­de­bi­lir. “İstan­bul Se­çim­le­ri artık yerel seçim değil, Tür­ki­ye se­çi­mi” di­yen­ler yer­den göğe kadar haklı. Halka düşen ise, bu ül­ke­yi oto­ri­ter re­ji­me kur­ban et­me­mek için, bir büyük de­mok­ra­si it­ti­fa­kı­na des­tek ver­mek.

YORUMLAR

  • 0 Yorum