Sığınmacı mı, Mülteci mi? -1
Reklam
Reklam
Ahmet Doğan

Ahmet Doğan

Sorgulama

Sığınmacı mı, Mülteci mi? -1

31 Mayıs 2019 - 09:28

Suriye'de yaşanan savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalarak Türkiye'ye geçici olarak gelen ve süre içerisinde kalıcılığa dönüşen insanların sayısı tam olarak bilinmemesine rağmen üç buçuk milyon civarında olduğu söyleniyor.

Savaşın bu kadar uzun süreceği ne savaştan kaçan insanlarca ne de Türkiye devletini yönetenlerce tahmin edilmediğinden olsa gerek, geçici konaklamadan kalıcılığa doğru yol alan bu misafirliğin adı bir türlü koyulamıyor.

Sığınmacı, Mülteci, göçmen veya durumlarına uygun bir hukuki statünün tam anlamıyla belirlenmemesi birçok sorunu da beraberinde getiriyor.

Değişik illerde oluşturulan kamplarda kalan bu insanların sayısı toplamın % 5'inden de daha az durumda. Büyük çoğunluk ülkenin değişik kentlerine yayılmış ve kendi imkânlarıyla yaşamaya çalışmaktalar. Kendi imkânlarıyla yaşamaya çalışan büyük çoğunluk henüz adlandırılmamış hukuki statüleriyle mecburi olarak yasa dışı çalışarak yaşamaktalar. Hukuki statüleri olmadıkları için çalışma izinleri de yok. Yasa dışı bir şekilde çalıştıklarından, ucuz iş gücü olarak onları çalıştıranlar da suçlu duruma düşmektedir.

Uluslar arası mülteci sözleşmelerini imzalayan ve tarafı olan Türkiye, “coğrafi kısıtlama” çekincesiyle imzaladığı sözleşmeyi sadece Avrupa tarafından gelenlere “mülteci” statüsünü tanıdığı için Avrupa dışından gelenlere bu statüyü tanıyamıyor.

Bu nedenle Avrupa dışından Türkiye'ye gelen ve mülteci şartlarını taşıyan kişiler “sığınmacı” olarak adlandırılıyorlar.

Mülteci ve sığınmacı kavramları içerik olarak aynı olmakla birlikte ayrı coğrafyalardan gelmiş olmakla ayrılıyorlar.

Kendi ülkesinde dini, etnik kimliği veya siyasi görüşleri nedenleriyle zulme uğrayacağından veya yaşama hakkının tehlikede olmasından haklı olarak endişe ettiği için ülkesini terk etmek zorunda kalan kişiler olarak adlandırılan Mülteci kavramıyla aynı içeriğe sahip olan sığınmacı mülteciden, Avrupalı olmaması nedeniyle ayrılmaktadır.
Bu hukuksal statü sorunu, Körfez savaşı sırasında zor durumda kalmaları nedeniyle yaşanan Iraklı Kürtlerin göçü sırasında da yaşanmıştı.

11 Nisan 2013 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslar arası Koruma Kanunu ile üç ayrı statü belirlenmiş. 

Mülteci, Şartlı Mülteci ve İkincil Koruma olarak adlandırılan hukuki statülerden, Mülteci kavramı eskisi gibi Avrupa'dan gelebilecek kişiler için kullanılmış, Şartlı Mülteci kavramı ise Avrupa dışındaki ülkelerden gelmek zorunda kalan kişiler için tanımlanmış. İçerik olarak aynı koşullara sahip olmasına rağmen, “Şartlı Mülteci” olanlar belirli illerde ikameye tabi tutulurken, “Mülteci” olanlara bu zorunluluk verilmemiş.
Aynı kanunla ifadelendirilen “İkincil Koruma” statüsü ise bireylere uygulanan bir durum olarak belirlenmiş. Ülkesine gittiği taktirde ölüm cezasına mahkum olacak veya ölüm cezası infaz olunacak kişiler, işkence, insanlık dışı muamele veya onur kırıcı davranışa maruz olacak kişiler, silahlı çatışma durumunda şahsı zarara uğrayacak kişiler, kendi ülkesinin korumasından faydalanamıyorsa bu statü uygulanabilecek.

“Coğrafi kısıtlama” çekincesiyle imzalanan uluslar arası sözleşmelerdeki Avrupa kısıtlaması 6458 sayılı yasa ile aşılmış görünüyor.

Buna rağmen, sekizinci yılını dolduran Suriye'den gelen sığınmacılara, içerisinde bulundukları duruma uygun hukuki statünün tanınmaması elbette kafaları karıştırmakta.

YORUMLAR

  • 0 Yorum