Reklam
Reklam
Ahmet Doğan

Ahmet Doğan

Sorgulama

AB 2019 Türkiye Raporu

03 Temmuz 2019 - 09:16

Avrupa Birliği (AB) 2019 Türkiye Raporu 29 Mayıs 2019'da yayımlandı. Raporun yayınlanmasının ardından bir kaç küçük haber dışında medya gündeme neredeyse hiç taşımadı. Medyanın rapordan uzak durmasının sebebi, raporun önemsiz olduğu anlamını taşımamalıdır. Ancak raporun yayınlandığı süreçte, İstanbul yerel seçimlerinin yoğun çalışmaları, gündemin hızlı bir şekilde değişmesi, seçimin milyonlarca insan için yeni bir umut olma hevesi vb. Nedenlerle AB Türkiye 2019 raporu çok tartışılmadı ve değerlendirilmedi. 

Seçimleri geride bıraktığımıza göre raporun tekrar gündeme gelmesini ve detaylı bir şekilde ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Raporun Türkçe versiyonunu bulamadığımdan, İngilizce versiyonunu çok detaylara inmeden, teknik – hukuki bilgilere dalmadan okumaya çalıştım. Bazı önemli gördüğüm yerlerin altın çizdim ve sizinle paylaşmaya karar verdim.

 Önemli gördüğüm yerleri maddeler halinde açıklayayım:
1- Raporda OHAL Komisyonu'nun işleyişinin sorunlu olduğu, İstanbul seçimlerine yönelik endişeler, azınlık hakları, 2016 yılında yaşanan darbe girişiminin ardından toplu ihraçlar, gazetecilere yönelik baskı ve Türk ekonomisindeki güvenlik açığına yer veriliyor.

2-Rapor açık bir şekilde OHAL Komisyonu'nun işleyişini eleştiriyor. Kişisel bazda delillere dayalı bir soruşturma ve inceleme yapılmadığı belirtiliyor. Karar sonrası idari mahkemelere başvuruda ciddi sıkıntılar yaşandığı ifade ediliyor.

3-OHAL sırasında 'keyfi' bir şekilde işlerinden atılan bütün kamu çalışanlarının maruz kaldıkları her tür zararlarının tazmin edilmesi talep ediliyor. OHAL bitti ama yerine gelen yasa OHAL' i 3 sene daha uzattı deniliyor.

4- Raporda 2016 darbe girişiminden sonra hakim ve savcıların işlerinden zorla atılması yargının bağımsızlığı konusunda endişeleri canlı tutuyor ifadeleri yer alıyor.

5- Raporda "YSK'nın İstanbul seçimlerinin yeniden yapılması kararı ve Güney Doğu'da ikinci olan adaylara mazbata verilmesi, seçim süreçlerinin hukukiliği ve hakikiliği konusunda ciddi endişe uyandırdı" ifadeleri kullanılmış.

6- 8.8 milyar EURO değerinde 1008 şirkete el konulduğu ve TMSF tarafından idare edildiği rapor ediliyor. Birçok kurum şirket ve şahsi mal varlığına OHAL öncesinde ve OHAL döneminde el konulması ciddi bir endişe olmaya devam ediyor, denilmektedir.

7- Hapishanelerde şartların ve durumun çok kötü olduğu, 260 bin kişinin hapishanede bulunduğu, bunlardan 57 bin tanesinin tutuklu olduğu, 743 bebeğin anneleriyle hapiste bulunduğu ifade ediliyor.

8- Hapiste bulunanların yüzde 20'sinin terörle suçlandığı, sağlık imkanlarına ulaşmanın engellendiği, kötü muamele, görüş yasakları, uzun süreli hücre gibi uygulamaların yaygın biçimde devam ettiği belirtiliyor.

9- Uzun süreli hücre gibi uygulamaların yaygın biçimde devam ettiği ve insan hakları örgütlerinin bunları tespit için hapishanelere girmesine izin verilmediği ifade ediliyor.

10-Kaçırılan kişilerle alakalı soruşturma açılmadı ve iddialara cevap verilmedi deniliyor.

11- Raporda OHAL'in ilk etapta hükümet tarafından darbenin faili olarak lanse edilen Gülen Hareketi'ni dağıtmak amacıyla ilan edildiği yazıyor.

12- Mevcut hakim ve savcıların %30'unun 2016 Temmuz'undan sonra zorla işlerinden uzaklaştırılmaları ile yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ciddi yara aldı. Yerlerine atanan savcı ve hakimlerde objektif ve liyakate dayalı bir atama sistematiği gözlemlenmedi.

13-160'tan fazla gazetecinin hapiste olduğu vurgulanarak halen tutuklu bulunan; gazeteci, yazar, insan hakları savunucusu, avukat ve akademisyen gibi isimlerin derhal serbest bırakılması çağrısında bulunuyor.

14- 2018 Mart ayında Kosova'dan 6 Türk vatandaşının Türk hükümetinin talebi ile tutuklanıp sınır dışı edilmiş olmasına dair ciddi endişeler devam ediyor, denilmektedir.

Benim rapordan aldığım notlar bunlar. Meraklısı internetten açıp raporun tamamını okuyabilir. Bu raporun ehemmiyeti ilerde çok iyi anlaşılacaktır. OHAL döneminde yaşanan mağduriyetlere gözlerimizi ancak belli bir yere kadar kapatabiliriz. Yaşananlara ancak belli bir yere kadar susabiliriz. Öyle bir an gelir ki içimizde biriktirdiklerimiz bizi esir alır ve artık onlar bizi kontrol etmeye başlar. Bedeli de o zaman belli olur.

Bilmenizi isterim ki; Konuşmanın bedeli olduğu kadar susmanın da bir bedeli var.

Toplum bu bedeli susarak değil, konuşarak ödemeliydi.
Susarak ödediğin bedelin sonunda bir kazanç yok, her şeyini kaybedersin oysa konuşarak ödediğin bedelin bir kazancı olur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum