Nasıl Düşünmeli?
Reklam
Reklam
Ahmet Doğan

Ahmet Doğan

Sorgulama

Nasıl Düşünmeli?

19 Nisan 2019 - 08:47

Henslin'in, sosyal bilimlerin farklı dallara ayrılmasını gösteren çok tanıdık bir fil hikayesi vardır.
Hikayeye göre, gözleri bağlanmış Psikolog, Antropolog, Siyaset Bilimci, İktisatçı ve Sosyologdan oluşan beş kişiye bir file dokunarak neler gördüklerini açıklamaları istenir. 

Filin başına dokunan Psikolog, “bu kısım en önemlidir; tüm düşünce ve duygular burada yer alır; hayvanı en iyi anlamak için sadece burayı çalışın” der.
Filin hortumuna/ gerdanına ve dişlerine şefkatle dokunan Antropolog gülümseyerek, “bu gerçekten ilkel; burada kendimi çok rahat hissediyorum; burada yoğunlaşın” der.
Filin dev kulaklarına dokunan Siyaset Bilimci, “burası güç merkezidir, burası diğer tüm hayvanları denetler, çalışmalarınızı burada yoğunlaştırın” der.
Filin ağzını yoklayan İktisatçı, “bu kısım en önemlidir; her şey bedene buradan yayılır; çalışmalarınızı bu dağılımın üzerinde yoğunlaştırın “der .
Son olarak sıra Sosyoloğa gelince, o filin tüm bedenini yokladıktan sonra, “hayvanı en iyi ancak bir parçası üzerinde yoğunlaşarak anlayabilirsiniz; fakat bunlar bir bütünün birer parçasıdır; baş, boyun, dişler, kulakların hepsi önemlidir; ama onların bütünün parçası olduğundan hiç söz etmediniz; biz gözlerimizdeki bağı kaldırarak resmin tümünü görmeliyiz; hayvanı oluşturan tüm parçaların birlikte nasıl çalıştığını görmemiz gerekir” der.

Daha sonra Sosyolog, “bu yaratığın diğer benzer yaratıklarla nasıl etkileştiğini; grup içinde davranışlarının nasıl değiştiğini de görmemiz gerekir” der.
Ancak Sosyoloğun önerdiği gibi olmaz.
Hiçbiri gözlerindeki bağı çözerek bir araya gelme ve yaratığın tümünü birlikte incelemeyi kabul etmez. Bunun yerine onların, “baş kısmı benim, ondan uzak durun”; “gerdanına dokunmayın”; “ellerinizi kulaklardan çekin”; “ağız benim alanım, ondan uzak durun” dediklerini duyar gibi oluruz.

Şimdi bu hikayeyi biraz kendimize göre yorumlayıp, sorgulayalım. 
Önce bir konu ele alıp, nasıl çözüm bulacağımızı düşünmekle işe koyulacağız. Sırasıyla, Dünyayı, ülkeleri, ülkelerin nasıl yönetildiğini, Ortadoğu'yu ve Türkiye'yi düşünelim. 
Sonra biraz daha daraltıp, ülkemizin yönetimini, siyasi partileri, ideolojileri, ve kendi çalışma hayatımızı düşünelim. 
Çemberi biraz daha daraltıp, çalışma arkadaşlarımızı ve ailemiz ve içerisindeki bireyleri düşünelim.

Henslin'in hikayesine benzer hikayeyi hemen hepsinde görürsünüz değil mi? Herkes olaya kendi açısından bakar, başkasının gözünden bakmayı akıl etmez, edemez.

En iyi doğru benimkisi, diğerleri yanlış diye düşünür.

Benden olmayan, düşmanımdır düşüncesi ağır basar.
Tıpkı siyasi partiler, cemaatler – tarikatlar, ideolojiler gibi kendinden olmayana tahammül edemez. Bütünü görmek istemez. Benden olmayan da yaşasın ki ben de yaşayayım düşüncesini benimsemez.

Peki ülkemizde bu konuların tartışmaya açılmasını engelleyen nedir? Çözüm bulmaya bilim adamlarımız, akademisyenlerimiz neden uğraşmazlar veya engellenirler? Kürt, Türk, Ermeni, Alevi, Başörtülü, Solcu, Tarikatçı diye ayırt edip mozaik taşları gibi keskin sınırlar koyan nedir? Ebru sanatında olduğu gibi, tüm renklerin bir araya gelip güzel bir ülke oluşturmasını engelleyen nedir?

Hikayede anlatılan ile bizim ülkemizde yaşananlar arasında ben şöyle bir fark görüyorum. Henslin'in hikayesinde herkes kendi fikrini özgürce ve rahatça anlatabiliyorken, aynısını ülkemiz için maalesef söyleyemiyorum.

Peki bunun çözümü ne?
En iyi yol diyalogdan geçer. Karşılıklı konuşmaktan geçer. Medyada çok seslilikten geçer. Suçlanan kişilerin kendilerini savunabilecek ortam bulmalarından geçer. Aynı fikirde olmadığımız kişiyi olduğu gibi sevmekten geçer. Ötekileştirmemekten geçer. İnsan olduğu için sevmekten geçer.
Alman düşünür Karl Jaspers'in savaşa ve yıkımlara uğramamak, barışı oluşturmak için sunduğu çözüm şuydu: “Geçmişimizle barışmalıyız, onunla yüzleşmeliyiz. En önemlisi de acil olarak ötekileştirdiğimiz, düşman bellediğimiz ile konuşmalı ve onu dinlemeliyiz. Birbirimizi tanımalı ve farklılıklarımızı kabul etmeliyiz. Başka türlü olmayacak bu iş, barışamayacağız.”

YORUMLAR

  • 0 Yorum